Pınar Akyol – Aşkın Ata’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Konuşmaları

Tükd Bursiyeri – Pınar AKYOL’un Metni

Merhabalar, ben Pınar AKYOL. Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü 3. Sınıf öğrencisiyim. 24 Şubat 1993 yılı Adana Doğumluyum .İlkokul,ortaokul ve liseyi Niğde’de okudum. Antalya ile üniversite sınavını kazandığım yıl tanıştım ve yeni bir hayatın kapısı açıldı benim için. Yüksek öğrenime devam etmek,okumak ve akademide olmak çok güzel bir duygu. Ben her zaman öğrenmeye açık ve araştırmacı ve mücadeleci bir öğrenci oldum. Başta bir insan daha sonra bir kadın olarak içinde yaşadığım toplumu ve dünyayı anlamdırmaya çalıştım ve çalışıyorum. Aynı şekilde sormayı,sorgulamayı da hayat felsefesi edindinmeye çalışıyorum. Çünkü sizler de takdir edersiniz ki Filozof Sokrates’in de dediği gibi sorgulanmamış bir yaşam yaşanmaya değmez. Bizler başta varoluşumuzdan, kendi doğamızdan yola çıkarak benliğimizi,doğayı ve yaşantımızı içine alan sosyal çevreyi anlamak, toplumu ve dünyayı sorgulamak durumundayız. Çünkü biz insanlar ancak öğrendikçe kendimizi tanıyıp güçlenebiliriz. Bugün hep birlikte ‘Geleceğin Güçlü ve aydınlık’ kadınlarını hayal edeceğiz. Sonrasında ise hayal ettiğimiz yarınlarımızın güçlü aydınlık özgür ve mücadeleci kadınlarını var etme mücadelesi için yüreklerimizi birleştireceğiz. Maalesef bugün ülkemizde gelinen nokta Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Bilinci, Kadın ve Erkeğin varlığı ve eşitliği açısından ne kadar bilgisiz ve boş olduğumuzu gözler önüne sermekte . Bizler öncelikle bir kadın olarak varlığımızı tanımalıyız, kadını, kadınlığı anlamaya çalışmalıyız. Hatta ilkçağlara dönerek kadına bakışı incelemeliyiz. Eşitsizliğin sosyolojik kökenini araştırmalıyız. Kadının bugünkü konumuna bakarken ilk çağlara gittiğimizde tarımın keşfi sonucu özel mülkiyet ortaya çıkınca kadının iktidar kavgasında erkeğin gerisine düşme süreci başlamıştır. Özel mülkiyet ile birlikte erkeklerin kendileri için soyu devam ettirecek ve miraslarını bırakabilecekleri erkek evlat istekleri, kadının cinselliğini kontrol ve denetim altına alma ihtiyacını doğurmuştur.
Kadının cinselliği erkeklerin korkulu rüyası olmuştur ve bu cinselliği dizginlemek adına kendilerince birçok mekanizma geliştirmişlerdir. Erkek kendi varislerini dünyaya getirmesi için kadını eve hapsetmiş, bekâret silahıyla kadının bedenine saldırmaktan geri durmamıştır. İstediğinde dövmüş, sövmüş ve hatta canını almıştır. Maalesef ülkemiz de kadın şiddeti ve cinayetlerindeki dehşet verici oranlar bu karanlık tabloya örnek teşkil etmektedir. Her türlü şiddete maruz kalan esasında daha yaşarken mezara sokulan ve nihayetinde katledilen tüm kadınlarımızı buradan anıyor ve savaşımızın onlar için de devam edeceğinin sözünü kendi adıma vermek istiyorum. Ne yazık ki dünya genelinde ve hemen hemen tüm kültürlerde erkek kadından daha üstün ilan edilmiş ve kadının kendinden üstün olan bu varlığa kayıtsızca itaat etmesi istenmiştir. Eril zihniyet ‘Kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmemek’ sözünü kendine rehber edinmiştir. Maalesef kadın bu çirkin söylemler ile eve kapatılmış, kamusal alana girmesinin önüne geçilerek, bilgiden uzak tutulmuş ve sadece bir nesne olarak konumlandırılmıştır. Sırtını çoğunlukla dine, geleneklere ve töreye dayayan erkek ise gücünün sürdürülebilirliğini artırmıştır. Sözde yasalar ile kadına haklar tanınmış ancak tüm bunlar birer söz olmaktan öteye geçememiş, kadın, karşısına çıkan cinsiyet ayrımına dayalı kalıplarla karşılaştığı için kimi yasalar veya haklar uygulamada hemen hiç kendine yer bulamamıştır. Böylece kadın dışlanmışlıklık ve ötekileştirilmeyle yüzyüze gelmiştir. Bizler yarınların güçlü ve aydınlık kadınını var etmek istiyor isek öncelikle eril zihniyeti yok etmeliyiz. Çünkü eril zihniyet kadını metalaştırıp nesneleştirmekten öteye geçmiyor. Bizler şu an bilgi toplumu olarak adlandırılan bir çağda yaşıyoruz fakat yüzyıllardır olduğu gibi bilgi çağında bile kadınlar bilginin çok uzağında tutulmaktalar. Bilginin, iktidara yani güce sahip olmanın en önemli şartı olduğu göz önünde tutulduğunda kadınların bilinçli olarak bilgiden uzak tutulduğu, bilgi üretmelerinin, bilgiye ulaşmalarının engellendiği ve bir zamanlar bilgiyi yaratıp ona sahip olan kadının şimdilerde ona ortak bile olamadığı bir zamandayız. Türkiye’de şu an kadın hakları düşünülünce karşımıza parlak bir tablo çıkmamaktadır maalesef. Hatta son dönemlerde kadın hakları konusundaki çalışmalar sekteye uğramıştır. Kadın, erkek eşitliğini sağlama yolunda bazı anlaşmalara imzalar atılmış, kadın hareketinin desteği ile bazı yasalar değiştirilmiş olsa da bilgisizlik ve duyarsızlık olumlu gelişmelerin önüne geçmiştir. Kadınlar eğitim imkânlarından yararlanamamaktadır ve siyasi hayatta temsil oranları yok denecek kadar az durumdadır. Ülkemizde de kadınların oy hakkı vardır ama kadınların büyük bir kısmı bu oy hakkını bile babalarından veya evin diğer erkeklerinden bağımsız olarak kullanamamışlardır. Kadınların siyasete katılımı gerek ülkemizde gerek dünyada bu denli az iken dünyaya hükmeden güçler eril iken kadın nasıl olur da güçlenebilir? Kadınlar iktidar tekelini ellerinde bulunduranların kurduğu ailevi, ekonomik, siyasal ve dinsel düzene boyun eğmişlerdir, peki biz kadınlar bu değişimi nasıl sağlayacağız? Kadının değişimi ve dönüşümü nasıl sağlanacak? Kadını içine sokulduğu bu durumdan çekip çıkarmak için önce farkındalık gerekir. Geleceğin güçlü ve aydınlık kadınını var etmek için öncelikle varlığımızın farkına varmalıyız. Kadının aydınlık geleceğinin temellerini yine biz kadınlar atacağız. Birleşip güçleneceğiz.Bana göre güçlü kadın doğayla,yaşamla barışık kadındır, içindeki gizlenmiş tanrıçanın farkında olan, kendine güvenen,inanan, mücadeleci ve ne istediğini bilen, örgütlenen, başkaldıran, sorgulayan, boyun eğmeyen, sömürüye karşı direnen, devrimci ve cesur, özgür bir ruha sahip olan kadındır. Kadın kendi mücadelesine önderlik edecek olandır. Yani kadını güçlendirecek dinamik her şeyden önce kadının kendisidir. Örgütlü mücadelemiz biz kadınları aydınlık günlere ulaştıracaktır. Şimdi sizlere kadın önderleşmesinde çok büyük adımlar atmış 20. Yüzyılın en sıra dışı karakterlerinden biri olan Roza Luxemburg’dan bahsedeceğim.Bu sıcak kanlı kadın 5 Mart 1870 tarihinde Çarlık Rusya tarafından işgal edilmiş olan Polonya’nın Lublin eyaletinde Zamosc isimli küçük bir şehirde dünyaya geldi. İleri görüşlü ve kültürlü bir Yahudi ailenin son çocuğuydu. Rosa üç yaşındayken,ailesi Varşova’ya taşındı.Kalça kemiğindeki hastalığını tedavi etmek için bacağı alçıya alındı.Bu nedenle bir yıl boyunca yatağa bağlı kaldı ancak bu tedavi de Rosa’nın aksayarak yürümesini ortadan kaldırmadı .1880 sonbaharında girdiği sınavda başarılı oldu ve Rus Kız Lisesine kabul edildi. Okulda Rusça dışında Polonyaca, Almanca ve Fransızca da öğrendi. 14 Haziran 1887’de pekiyi derece ile mezun oldu. Rosa’nın siyasete ilgisi daha lise yıllarındayken başladı.1889 yılının Şubat’ında Zürih’e gitti. Ekim’de üniversiteye kayıt yaptırdı ve doğal bilimler bölümünü tercih etti.1891 yılında, öğrenimine ve yaşamına yeni bir yol çizdi ve fen bilimleri yerine ekonomi ve hukuka geçiş yaptı. Rosa henüz ondokuz yaşında iken gelecekte, nasıl yaşayacağına dair verdiği karardaki amaç açıklığı; Rosa’nın devrimci olmak ve bir devrimci olarak yaşama isteğindeki kararlığını ortaya koydu. On dokuz yaşında, gelecekte ne olup ne olmayacağına dair bu denli berrak bir fikre sahip olmak ne küçük bir ayrıntıdır ne de olağan bir durumdur. Burada bireyin kendi yaşamına dair kararlılığı kesin bir şekilde kendini göstermiştir. Roza daha en başından geleneksel kadınlık figüründen kopmayı kafasına koymuştu ve tüm yaşamını henüz on dokuz yaşındayken aldığı bu karar üzerine inşa etti. Kararını hayata geçirmek için son derece emek verdi ve mücadele etti. ‘Kadın işçilerin siyasi haklara ihtiyacı vardır,çünkü onlarda toplumda erkeklerle aynı ekonomik işlevleri yerine getirir.Aynı çıkarlara sahiptir ve aynı silahlara sahip olması gerekir. Siyasal ihtiyaçları, sömürenleri sömürenlerden ayıran kadın ve erkek değil sermaye ve emek karşıtlığına dayanan toplumsal temellerde kök salmıştır’ diyerek doğru tespitler yapmıştır. Roza cesur duruşu ve söz söyleme sanatındaki ustalığı ile düşmanlarına kök söktürmek ile kalmayıp mücadelesindeki tutkusu ile özel düşmanlıklar bile kazanmıştır. Ardında onlarca kitap yüzlerce makale ve sert polemikler bırakan bu güçlü kadın ,yoldaşları erkek topluluğu karşısında hepsi ile tek başına çarpışmış ve nitekim başarılı da olmuştur. Güçlü, cesaretli, mücadeleci, tutkulu, coşkulu ve özgür bir kadındır Roza, siyasi görüşleri ve faaliyetlerinde dolayı üç kez hapse giren Roza’yı hapis cezaları yıldıramadı. Bugün bir ‘ Rosa Luxemburg ‘olmak isteyenler her şeyden önce hayatlarının amacını gözden geçirmeli ve bu amaca dair aydınlık ve kararlı olmalıdırlar. Bu yolda kendilerine emek vermeli, bu güçlü kadının duruşundan ve mücadelesinden pay çıkarmalı hiç durmadan gelişim yollarını arayarak mücadeleye koyulmalıdırlar. Geleceğin güçlü ve aydınlık kadınını var ederken tüm örnek alınası kadınlar gibi Roza Luxemburg’un da önderliğinden ve ışığından faydalanmalıyız. Roza Luxemburg sadece buraya sığdırabildiğim kısa bir örnekti daha nice mücadeleci ve öncü kadınların önderliğinde ve tüm insanlık için hayati önem arz eden eğitimin gücüyle geleceğin aydınlık ve güçlü kadınını var edeceğiz. Roza’nın da dediği gibi ‘’Buradayız, buradaydık ve hep burada olacağız!’’ Hepimizin Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor, aydınlanmanın ışığı ile geleceğin güçlü ve aydınlık kadınlarını var edeceğimiz mücadelemizde sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Dayanışma ile!

Tükd Bursiyeri – Aşkın Ata’nın Metni

Sayın Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği genel başkanımız,saygıdeğer üyelerimiz ve sevgili bursiyer arkadaşlarım;

Öncelikle sizlerin ve avucunda uygarlığın ışığını tutarak dünyayı aydınlatmak için yola çıkmış tüm çağdaş kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

Bugün 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde ağır çalışma saatleri ve düşük maaş ücretlerine karşı koymak, şartlarını iyileştirmek için kadın işçilerinin verdikleri kanlı ve gözyaşlı mücadelenin 158. yıldönümüdür. Tarihe iz bırakan kadınların hayat mücadeleleri tüm dünya ülkelerini derinden etkileyecek; kadınlara bakış açısının değişeceği önemli bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü kadın toplumun mihenk taşıdır. Unutulmaması gerekir ki kadın haklarıyla kadındır. Söz konusu eşitlik;hayata katılma,kendini gerçekleştirme ve geliştirme,üretme ve üretimin sonuçlarından haklı payını alması fırsat eşitliğidir.

Değişen global dünyada kadınların anne olmalarının dışında; üretime ve yönetime katılma imkanına kavuştukları her ülkede toplumsal gelişme çabalarında etkin rol aldıklarını biliyoruz. Zamanını, enerjisini, bilgisini kullanan ve aktaran kadın ilericidir.

Çağdaş kadın; toplumda erkekle birlikte ilerleyebileceğini gözlemleyerek, toplumun tek bir kitleyle gelişim gösteremeyeceğinin farkındadır. Bundan dolayıdır ki çağdaş kadın bu fikre karşı, eski, kapalı ataerkil bakış açısına meydan okuyandır. Kalemini ve fırçasını ustalıkla kullananlarımızın, müzikle yoğrulmuş yaşamlarıyla gururlandıklarımızın, çamura ve mermere yaşam verenlerimizin, sahne ile bütünleşen kadınlarımızın hayattan uzak kalmaları mümkün değildir.

Kurtuluş mücadelemizde dahi Anadolu kadını yeri gelmiş cephede koşup savaşmış, yeri gelmiş kağnı arabalarıyla silah taşımış, yaralı askerleri sarıp sarmalamıştır. Çağdaş Türk kadının doğacağı o zamanlarda Mustafa Kemal Anadolu kadınının cesaret ve fedakarlığını görmüş, onların sosyal hayatta erkekle yan yana yürümesini istemiştir. Çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak temel hedef seçilen bu zorlu süreçte; Atatürk’e güç veren eşi Latife hanım, kızları Sabiha Gökçen, Afet İnan ve onlarla aynı yolda yürüyen Halide Edip bizlerin ışıklı yol haritasıdır.

nderimiz yüce Atatürk’ün ‘’Ey Türk kadını.. Sen yerde sürünmeye değil, omuzlarda yükselmeye layıksın’’ sözü keşke 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız şu günlerde herkes tarafından bir kez daha hatırlanıp hissedilebilse.. Bugün yeryüzünde her üç kadından biri şiddetin değişik biçimlerine; ekonomik, sosyal, psikolojik, fiziksel şiddet ve tacizlere mahrum kalmaya devam etmektedir. Ülkemizde yaşanılıp gizlenen ve kaybolan birçok kadın cinayeti olmasını bilmemize rağmen, istatistiki değerlerle mevcut hal ve durumlar yorumlanıp somut bir sonuca varılmaması da ayrıca bir vahim durumdur.

Ne yazıktır ki geçmişten günümüze gelen kız çocuklarının istenilmemesi, önemsenmemesi erkek çocuk oluncaya kadar çocuk yapma şeklinde cinsiyet seçimi yapılarak başlatılan kadına yönelik şiddet, kız çocuklarının okul çağında okula gönderilmeyerek eğitim hakkının elinden alınması, adölesan döneminde kendi fiziksel gelişimini tamamlamadan evlendirilmesi ve gebe kalması, evlendikten sonra da eş tarafından fiziksel, psikolojik, cinsel boyutta aile içi şiddet olarak da her yaş ve her dönemde farklı şekilde görülebilmektedir. Daha okul döneminde “Kız çocuğu okur mu? Okuyup da ne olacak” gibi ayrımcı anlayışlarla okula gönderilmeyip erkek çocuklarının okutulması ile kadınlar şiddete açık hale gelmektedir. Çalışma hayatında da kadın çoğu kez kadın işi denilen ve uzmanlık gerektirmeyen maddi gücü az olan işlerde çalıştırılmaktadır. İşe almada önceliğin erkeğe, işten çıkarılmada önceliğin kadına verilmesi, terfilerdeki eşitsizlikler kadının ekonomik olarak güçlenmesi engellenmeye çalışılarak yapılan şiddet tipleridir.

Özellikle yakın zamanda beni derinden etkileyen, Türkiye’yi ayağa kaldıran kan dondurucu Özgecan Aslan cinayeti ise bana göre insanlığımızın sorgulanması gereken son noktasıdır. Çağdaşlaşmayı bir kenara bırakalım kadının yaşam özgürlüğüne bile toplumun geleneklerinin,kapalı, bağnaz zihniyetine göre karar verildiği,namus kavramının kadın üzerinden algılandığı bir gelecek beni çok korkutuyor.Biliyorum ki bu yolda bizim sırtımızdaki sorumluluklar çok daha fazla ve yanlış gözüyle bakılan çağdaş kadın olma mücadelesi Cumhuriyetimizin belki de tek kurtuluş yolu.Modern hayata yakışan haklarda ;aydın kadınların kendini her alanda yeterli ve güçlü hissedebileceği nice günler görebilmek dileğiyle ..

Sözlerime ulu önderimiz Atatürk’ün kadına verdiği değeri anlatan “Dünya üzerinde her şey kadının eseridir.”sözüyle son verirken hepinize teşekkürlerimi sunuyor, Dünya Kadınlar Gününüzü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyorum.