30 Ağustos Zafer Bayramı için Hazırlanan Basın Bildirisi

Birinci Dünya Savaşı sonunda, milletimize dayatılan, Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla, Yurdumuz tamamen elimizden alınmaya çalışılmış ve vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son verilmiştir. O kara günlerde, yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar, düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması Basın Duyurusu

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması Basın Bildirisi

Milletçe büyük sınavlardan geçtiğimiz bu günlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Belgesi olan Lozan Anlaşmasının önemi, Sevr Anlaşmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti delegesi olmaksızın, 18-26 Nisan 1920 tarihleri arasında İtilaf Devletleri tarafından Osmanlı Devleti’ne kabulü için ültimatom olarak verilmiştir.Sévres hükümlerine göre Türklere bırakılan topraklar; Anadolu’nun yaklaşık dörtte biri kadardır.

Tamamı 433 maddeden oluşan bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, kendi ölüm fermanını imzalamış bulunuyordu. Buna göre; Osmanlı ülkesi, İstanbul şehri ile Batı Karadeniz ve İç Anadolu’ya sıkışmış küçük bir toprak parçasından ibaret olacaktı. Asırlardır Türk yurdu olan Doğu Anadolu’da Ermeni ve Kürt devleti kurulacaktı. Bunun dışında kalan Türk toprakları, İtilaf Devletleri tarafından paylaşılacaktı. Türk ordusu terhis edilerek, çok az sayıda jandarma bırakılacak; Boğazların idaresine el konulacak; azınlıklara Türklerin millî bütünlüğünü zedeleyici her türlü haklar tanınacaktı. Kapitülâsyonlar, muhtevaları ve uygulanan ülkelerin sayıları genişletilerek devam ettirilecek ve Osmanlı Maliyesi denetim altına alınarak, İtilaf Devletleri tarafından idare edilecekti.

Laiklik ve Kadın Hakları Basın Duyurusu

4 Şubat 2016 tarihinde yayınladığımız “Laiklik ve Kadın Hakları” Basın Duyurumuzu Genel Başkanımız Prof. Dr. Gaye Erbatur’un isteği üzerine tekrar yayınlıyoruz.
Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi – Hülya Yüksel

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Merkezi
Laiklik ve Kadın Hakları İçin Yapılan Basın Açıklaması

5 Şubat 1937 tarihinde Anayasada yapılan değişiklikle devletin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu bir devlet olduğu kabul edilerek devletin laikleştirilmesi sağlanmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni insan haklarına dayalı millî, demokratik ve lâik sosyal bir hukuk devleti esasları üzerine inşa etmiş ve Kurucusu olduğu Cumhuriyeti laiklik ilkesi ile güvenceye almıştır.
Cumhuriyetin kuruluşunda Türk Devriminin en büyük özelliklerinden biri düşünce ve uygulamanın birlikte yürütülmüş olmasıdır. Laiklik ilkesi bu şekilde Anayasa’da ve yaşamda yerleştirilmiştir. Laik toplum düzeni, bütün din ve inançta insanların eşit koşullarda aynı kurallara uymak durumunda bulundukları, hiç kimseye dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımayan toplum düzenidir.

TÜKD Basın Duyurusu – Ankara Terör Mart 2016

GÖZYAŞI DÖKMEYE ALIŞMAYACAĞIZ, ALIŞAMAYACAĞIZ.

Sözcük olarak “bilinmeyen ve öngörülemeyen bir tehlike karşısında duyulan aşırı korku,kaygı, dehşet” şeklinde tanımlanan ve Latince “terror” kelimesinden türemiş bulunan “TERÖR” günümüzde “siyasal erki sarsmaya yönelik bir şiddet hareketi ve bu erkin toplum üzerinde uyguladığı şiddet olarak da tanımlanmaktadır.
Son günlerde Ülkemizde art arda yaşanan “terör” olayları, hiçbir suçu ve günahı olmayan, doğrudan hasım olarak görülmeyen masum halk kitlelerine karşı uygulanan şiddet hareketi olması açısından bir ölçüde, yapılan tanımlamaların da dışına çıkan cinayetler ve katliamlardır.

Doğrudan hasım olmayan sivil halka karşı, korku ve kaygı yaratmak için girişilen cinayet ve kıyımlar sadece Ülkemizi değil tüm dünyayı kasıp kavurmaktadır. Ancak, vahşi ve acımasız terör eylemlerinin, çok sık aralıklarla meydana geldiği Ülkemizde terör odaklı katliam ve kıyımları kanıksanma sürecine girildiğini ve bu korkunç cinayetleri önlemekle sorumlu olanların, ezberlerindeki “terörü lanet” söylemlerini tekrarlamakla yetindiklerini ibretle görmekteyiz.

5 Şubat 1937 – Laiklik İlkesi Kabulu Basın Duyurusu

4 Şubat 2016

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Merkezi

Laiklik ve Kadın Hakları İçin Yapılan Basın Açıklaması

5 Şubat 1937 tarihinde Anayasada yapılan değişiklikle devletin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu bir devlet olduğu kabul edilerek devletin laikleştirilmesi sağlanmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni insan haklarına dayalı millî, demokratik ve lâik sosyal bir hukuk devleti esasları üzerine inşa etmiş ve Kurucusu olduğu Cumhuriyeti laiklik ilkesi ile güvenceye almıştır.

5 Aralık 1934 Türk Kadının Seçme ve Seçilme Hakkı Basın Bildirisi

5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı’nın verilişinin yıl dönümü Nedeniyle Hazırlanan Basın Bildirisi

Seçim hakkı, siyasal yaşama katılım hakkıdır. Temsili demokrasilerde, halkın adına karar almak, seçimle iş başına gelen yöneticilere bırakılırken Ülke yöneticilerini kimin ve kimler arasından seçileceği sorunu, demokrasinin en temel sorunlarından biri olarak karşımıza çıkar. Siyasal hakların başında gelen Seçme ve seçilme hakkı, bireylerin; yerel ve ulusal meclisler, belediye başkanlığı, şehir yöneticiliği, devlet başkanlığı vb yerel ve merkezi karar ve yönetim organlarına seçilecek kişileri oylarıyla belirleyebilme ve buralara seçilmek için aday olabilme hakkıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, 1926 – 1934 yılları arasında gerçekleştirilen Atatürk Devrimlerinin bir kısmı, kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını hedeflemiştir.

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi için Bildiri

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü için yapılan Basın Açıklaması

1999 yılında BM Genel Kurulu, 25 Kasım’ı “Kadına Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü ” ilan etmiştir.

20 Aralık 1993 yılında BM’nin kabul ettiği “Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Bildirge”de tüm insanların eşitliği, güvenliği, hürriyeti, bütünlüğü ve onuruna ilişkin hakların ve ilkelerin kadınlara evrensel olarak uygulanmasına acilen ihtiyaç olduğu kabul edilmiştir. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve İşkence ve Zalimce İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muameleye Karşı Sözleşme dâhil olmak üzere Uluslararası belgelerde bu hakların korunduğuna işaret edilerek, bu sözleşmenin şiddetin önlenmesine katkıda bulunacağı, bu süreci güçlendireceği ve tamamlayacağı kabul edilmiştir.