TÜKD Görüşü

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin, “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarını Araştırılması ve Aile Kurumunu Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu” ile ilgili görüşüdür.

14 Ocak 2016’da kurulan ve kamuoyunda “Boşanma Komisyonu” olarak bilinen Meclis Boşanma Komisyonu’nun hazırlamış olduğu ve 16 Mayıs 2016’da yapılan törenle Meclis Başkanlığına sunulan 479 sayfalık raporu, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve Ailenin Korunmasına Dair Kanun gibi kadınların ve çocukların haklarını korumak üzere çıkartılan kanun ve düzenlemeleri; özellikle Ülkemizce onaylanarak kabul edilen uluslararası insan hakları sözleşmelerle birlikte ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve güvencesini sağlayan 1982 Anayasası hükümlerine aykırı olarak kadınlar ve çocuklar aleyhine yapılacak değişikleri önermektedir.

Boşanma raporuna ve hazırlık çalışmalarına bakıldığında; raporun hazırlık sürecinde Sivil Toplum Temsilcilerinin, kadın hakları alanında çalışan deneyimli  kişi ve kurumların dahil edilmediği bir süreç yaşandığı görülmekte; konunun uzmanlarına danışılmadığı,bu konuda çalışanların ve sivil toplumun tecrübelerine dayanmayan bir süreç ve kişilerce karmakarışık, birbiriyle çelişen sistematik olmayan hukuka aykırı öneri ve tavsiyeler veren bir rapor hazırlandığı görülmektedir.

Uluslar arası sözleşmeler, Anayasa ve kanunlarla temel hak ve özgürlüklerle güvenceye alınmaya çalışılan kadınlar ve çocukların hukuksal olarak korunmasıyla ilgili olarak  Tüm kadınların, Kadın Dernekleri ve Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak, hepimizin Kırmızı Çizgileri vardır. Ulusal ve Uluslar arası sözleşme ve yasalarca  kadın erkek eşitliği bağlamında Toplumsal Cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde yapılandırılmaya çalışılan hukuksal yapımız ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti,  kadın ve çocuk haklarının temel hak ve özgürlükler bağlamında korunmasını amaçlamaktadır.

İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, öncelikle bu sözleşme ve yasalarca güvencelenen kadın ve çocuk haklarını korumayı sağlayacak düzenlemeleri yapmayı taahhüt etmişken ve bu hakları sağlamakla sorumlu iken; aynı zamanda taahhütleri gereği kadın ve çocuk hakları konusunda ileri adımlar atmakla da yükümlüdür. Hukuksal olarak koruma altına alınmış bu hakların aleyhine olarak yapılacak her düzenleme ve öneri, hukuka ve Anayasaya aykırıdır ve kabul edilemez.  Tam da bu hukuksal algı ve gerekçeye uygun olarak hareket ederek, bu algı ve hukuksal koruma zihniyetiyle çalışması ve rapor hazırlaması gereken Meclis Boşanma Komisyonu tarafından hazırlanan  boşanma raporunda tam tersi bir zihniyet ve tutumla kadın ve çocukların kazanılmış haklarını daraltıcı ve ortadan kaldırıcı hukuksal tavsiye ve tedbirler önerilmektedir.

Temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ve hukuka aykırı bir şekilde düzenlenen boşanma raporunu; tarafı olduğumuz  İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, Çocuk Hakları sözleşmesi gibi uluslar arası sözleşmelere aykırılığı ve aynı şekilde  Anayasa ve yasalarımızdaki  kadın ve çocukların korunmasını amaçlayan düzenlemelere aykırı olduğundan dolayı ve bu hakları geriye götürecek öneri ve tavsiyeler içermesi nedeniyle hukuka aykırı ve kabul edilemez buluyoruz.

Boşanma komisyonu tarafından  hazırlanan479 sayfalık raporu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde gerek raporu hazırlayanların hukuksal ve toplumsal bakış acılarının yetersizliği nedeniyle ve gerekse de raporun hazırlanma amacına aykırı  olarak birbiriyle çelişik öneri ve tavsiyeleriyle karmaşık muğlak kavranamaz ve hukuksal açıdan yapılandırılamaz olarak kabul ediyoruz.

Bireysel, ailesel,  ekonomik, sosyal ve toplumsal bir sorun olan boşanma olgusu sadece boşanmayı zorlaştırıcı hukuksal düzenlemelerle ve kadın ve çocukların hukuksal baskı ve tutumlarla aile kurumuna hapsedilmesiyle ve zorlanarak çözülemez.  Boşanma raporunda boşanma olgusunun altında yatan iki önemli sorun olarak toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ve gerek bireylerin ve gerekse ailenin ekonomik yetersizliğini dikkate almadığını görmekteyiz.

Boşanmaların büyük ölçüde Ekonomik yetersizlik ve yoksulluğa bağlı olduğu bir sosyal yapıda bu sorunu göz ardı ederek daha dinsel ve gelenekçi tavsiye ve önerilerle kadınları çocuklara ve ataerkil  aile yapısına mahkum eden bir hukuksal kabul düzenleme, öneri ve tedbirler yumağının ne hukuken yasalaşması ve ne de yasalaşsa bile uygulanması mümkün değildir. Öte yandan toplumsal cinsiyet eşitliğinde 145 ülke içinde 130. sırada olan ülkemizde bu konuda yapılmış düzenlemeleri korumak ve evrensel normlara uygun hale getirmek gerekirken; yoksulluk ve cinsiyet ayrımcılığının doğal sonucu olarak artan boşanma olgusunu zorlayıcı hukuksal ve dinsel tedbirlerle azaltmaya çalışmak asla mümkün değildir.

Komisyon’un kendi taslak raporundaki verilerde de görüleceği gibi, Türkiye AB ve çevre ülkelerde evlenme oranında 45 ülke arasında 6. sırada,  boşanma oranında ise 43 ülke arasında 26. Sırada ve Türkiye’deki evlenme hızı 7.7 iken boşanma hızı 1.7 olarak tespit edilmiştir. Boşanma raporu yoksulluğa bağlı ekonomik yetersizlikle çoğalan boşanma nedenlerini görmezden gelerek; boşanmaları nedenlerini araştırmadan doğrudan doğruya ülkemiz için önü alınmaz sosyal bir yıkım olarak kabul etmekte ve bu sosyal yıkımı durduracak hukuksal tedbirler önermektedir.

Tüm dünya da ve ülkemizde yoksulluğun kadınlaştığının kabulüne bağlı olarak  Ülkemiz için kadın sorunlarının ve boşanma sorunlarının çözümü,  kadının aile içindeki güçsüz konumunun değiştirilmesi, kadın erkek arasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine bağlıdır. Boşanma sorunlarının çözümü için kadının güçlendirilmesiyle kadın yoksulluğunun azaltılması, cinsiyet ayrımcılığının  vekadına yönelik şiddetin önlenmesi gerekmektedir.

Kadınların eğitim düzeyinin artırılması için yapılacak çalışmalar, kadını toplumsal yaşamın içinde tutacak, ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayacak, kadınların insan hakları ihlallerini engelleyecek, kadına yönelik şiddetle mücadelede de önemli bir adım olacaktır.

Boşanma sorunlarının çözümü için toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadının ekonomik olarak ve birey olarak toplumsal yaşam içerisinde durumunu güçlendirmek, şiddet gördüğü yada eşiyle birlikte yaşamak istemediği için boşanmayı seçen kadınları koruyacak, boşanma aşamasında veya sonrasında kadının can güvenliğini sağlayacak çözümleri bulmak gerekmektedir.
İstatistikler, kadın cinayetlerinin yüzde 47’sinin eski koca yada boşanmak üzere olunan koca tarafından işlendiğini ortaya koymaktadır. Şiddet yaşayan kadınların korunma talebiyle polise yada savcılıklara başvurması da çözüm olmamaktadır. Koruma kararı alınmasına karşın, kadınların yüzde 73’ü öldürülmektedir. Yaşam hakkının en önemli hak olduğu göz ardı edilmemelidir.  Boşanma Raporuna bakıldığında; Kadına yönelik şiddete karşı koruma ve tedbir kararlarına rağmen öldürülen kadın sayısının göz ardı edildiği, raporda; 6284 sayılı yasada düzenlenen tedbir kararlarını delil veya belgeye bağlayan, tedbirleri mesai saati ve süre ile kısıtlayan, kadın ve çocukların korunmasında mevcut yasal düzenlemeden geriye dönüş anlamına gelecek birçok  hukuka aykırı tedbir, tavsiye ve öneriler bulunduğu görülmektedir.

Boşanma Raporunda 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a dayanılarak verilecek tüm tedbir kararlarında “delil veya belge” aranması ve yoksa tedbirin en fazla 15 gün için verilmesini önermektedir.  6284 sayılı yasada şiddetin tanımları yapılmış ve fiziksel şiddet dışında, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet türleri de kabul edilmiştir. Yaşam hakkının kutsallığı, devlet tarafından bu hakkın korunması ve azami ölçüde sağlanması gerekirken ve tedbir kararlarına rağmen kadın ölümleri gerçekleşirken, tedbir kararlarının amacına ulaşması yönünde uygulamalarda çözümü arttırmak gerekmektedir.

Kadınlar için hayati önem taşıyan koruma kararlarını ‘mesai saati’ ve ‘delil’ şartlarıyla sınırlandıran, kadınlara verilen nafakaları süreye bağlayan, şiddete uğradığı için boşanmak isteyen kadınları ‘zorunlu uzlaştırma’yamahkum bırakan Boşanma Komisyon Raporu, doğrudan cinsiyet ayrımcılığı yapan ve kadınları aşağılayan bir zihniyetin ürünü olarak gözükmektedir.
‘Aile mahremiyetinin korunması” gerekçesiyle ‘boşanma ve şiddet olayları’ başta olmak üzere aile hukukunu ilgilendiren bütün davalarda ‘gizli duruşma’ yapılmasının komisyon raporunda tavsiye edilmesi, kadınları yalnızlaştırmayı ve güçsüzleştirmeyi hedeflemekte ve bu biçimiyle yeni bir hukuksal şiddet türü yaratmaktadır. Aynı şekilde ailenin bütünlüğü açısından boşanmayı engellemek için verilecek ruh sağlığı  bağlamındaki terapi ve danışmanlık hizmetlerinin bu alanın uzmanları dışında yapılması mümkün değilken boşanma raporunda hukuka aykırı bir şekilde danışmanlık hizmetlerinin din adamları tarafından yapılması tavsiye ve önerisi yer almaktadır.

Boşanma Raporu, Eski Ceza Kanunu’nda yer alan çağdışı ”tecavüzcüsüyle evlendirme” düzenlemesini üstelik de çocuklar için geri getirmeye ve hem de, evlilik yaşını 15’in de altına indirmeye çalışıyor.Raporda, çocukların cinsel istismarının rızaya  dayalı olabileceği, ancak böyle de olsa suç olarak kalması gerektiği söylendikten sonra, tam tersi bir sonuç ile  yani istismarcının/tecavüzcünün 5 yıl boyunca cinsel istismar ve tecavüze devam ettiği çocukla sorunsuz ve başarılı bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması öneriliyor. Bu önerinin bizzat kendisi başlı başına bir çocuk hakları ve çocuk istismarı ve ihlalidir. Aynı şekilde her iki tarafın da 15 yaşın altında olması durumunda ise, çocuklara cinsel istismar, çocuk tecavüzü ”şahsi cezasızlık” nedeni sayılması; suç olmaktan çıkarılmasının teklif ve öneri haline getirilmesi bile başlı başına çocuk istismarıdır. Bu şekildeki hukuka aykırı düzenlemelerle ailelerin 15 yaş altı çocuklarını fiilen evlendirmeleri onların suç eylemlerini ve bu eylemlerin cezalandırılması gereğini ortadan kaldıramaz. Toplumsal bir sorun olan boşanma olgusu, Ulusal ve Uluslar arası yasalarla koruma altındaki çocuk hakları bu şekilde hukuka ve ahlaka aykırı öneri ve düzenlemelerle istismar ederek çözülemez.

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak, ülkemizde yaşanan kadın hakları ihlallerine karşı, kadınlarla birlik ve dayanışma içinde olmayı sürdüreceğiz. Hukuka aykırı öneri ve tavsiyelerle dolu boşanma komisyon raporu ile kadınların ve çocukların uğradığı aile içi şiddeti ve kadınlarınboşanmamaları için sunulan hukuksal tavsiye ve önerilere bakıldığında cinsiyet ayrımcılığının arttırıldığını ve bu önerilerle yaratılacak geleceğin gerek kadınların ve gerekse kadın haklarının korunması açısından çok yetersiz ve tehlikeli olacağını görüyoruz. Yıllarca kadının korunması ve aile içi şiddetin önlenmesi için yapılan mücadelelerle kazandırılan kadın haklarını ihlal eden, hukuka aykırı öneri ve tedbirlerle dolu boşanma raporunun yasalaşmaması için kadın hakları mücadelemize devam edeceğimizi basına ve kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Gaye Erbatur

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği

Genel Başkanı